22 Aralık 2009 Salı

Benden baba olur mu?

Devam ettiğim yaratıcı yazarlık atölyesinin ödev olarak verdiği konu klasik geldi ilk başta. "doğmamış çocuğuna mektup" yaygın bir konudur bu tür çalışmalarda ancak ben bu konu hakkında hiç düşünmediğimi fark ettim. Büyük ihtimalle daha çok var o işlere mantığıyla kafa yormadım buna ama ödevi duyunca hani kız olsam lth hormonum coştu derdim. Gerçekten, ben nasıl bir çocuk yetiştirmek istiyorum, ona mutlaka ipe sapa gelmez ebeveyn öğütlerinden vermeliyim ben de. iç mihrak denilen ve kanımca her toplumda bulunması gereken insanların kurduğu internet sitesinde anne ve babalara bir güzel sövüyorlardı çocuk yetiştirme konusunda. Katılıyorum kendilerine. Ailelerin çocuklarına olan ölümcül sevgilerinden bahsetmişler. Neden bir adam ya da kadın kendi çocuğuna bu denli zarar veren ölçütlerde sevgi duyar. Bu nerden çıktı demeyin, anne baba sevgisi niye zararlı olsun demeyin. Efendim, o saçma sapan koruyuculuk duygusu sevginin ve takıntıların ürünüdür. Takıntı dedin, sağlıklı bireylerden oluşan ailelerde yok böyle bir sorun diye kafa ütülemeyin, ruhsal anlamda sorunsuz insan yoktur maalesef.
Durum şöyle, bir bebek sahibi olana kadar insan için 1. planda kendisi vardır biliyorsunuz, bebek sahibi olunca herkes yeni gelenin sahneyi aldığını ve anne-baba ikilisinin onun makyözü, ışıkçısı olarak,çocuğun sağlam bir performans göstermesi için, kendilerini kulise çektiği söylenir. İnsanlık tarihinin en büyük yalanlarından biri olduğunu düşünüyorum bunun. Beni Rochefacault -artık böyle mi yazılıyor merhumun adı bilmiyorum hayattaki yakınları düzeltsin beni- gibi bir filozof da destekliyor üstelik. "Kimse senden senin için bir şey istemez" demiş bu adam. Yani, partnerleriyle istekle ya da zoraki bir şekilde sevişen ebeveynler; bu ilişkinin meyvesini kucaklarına aldıkları andan itibaren, hayatlarında o ana kadar ne halt etmek istedilerse ya da ne hata yapıp pişman oldularsa tüm bu deneyimleri, o kucaklarındaki masumiyete aktarmak; o deneyimler sonucu oluşan duygu, düşünce ve davranışlarını o yavrucağa empoze etmek isterler. İnsanlık tarihinin yazdığı en acımasız işkencedir bu ve en kanlı savaşların, en yaralayıcı çatışmaların da sebebi. Avucunun içine sığarken gözlerinin önünde serpilip seni geçen bu insanı, kendine ait görmek, onun birey olduğunu kabul etmemek ve bunu savunurken onu düşündüğünü söylemek mide bulandırıcı bir tutum. Kendi yarım kalmışlıklarını, savunmasız, senin rehberliğine muhtaç olan bir bireyin bu durumundan yararlanarak, onun enerjisiyle tamamlamaya çalışmak insanlık suçu olmalı.
Bu düşüncelerle kendi çocuğuma nasıl bir mektup yazacağım ben de merak ediyorum.

1 yorum: