30 Mayıs 2011 Pazartesi
26 Mayıs 2011 Perşembe
22 Mayıs 2011 Pazar
19 Mayıs 2011 Perşembe
"kaybedenler kulübü"yle ilgili yazılmış en muhteşem pasaj; kafkanın nihilizmiyle bizim, ortasınıf şımarıklığını karşılaştırmış.
"Bir tarafta ezen ezilen gerçekliği; diğer tarafta kazanan kaybeden gerilimi tabii ki. Baltalığın kendisini sorgulayanlarla bir baltaya sap olamadık diye yakınanlar…
Bir tarafta uzlaşmazlık, diğer tarafta “kahretsin, tiksiniyoruz ama giyiniyoruz hocam, senin kotun hangi marka?”
Bir tarafta yoksulların, ezilmişlerin ve onların yoksunluğunu ciğerlerinde hissedenlerin hakiki kaygıları; diğer tarafta orta sınıfların, boş vermiş gençlerin, “harabat ehli” gibi yaşayanların ve her tür yoksunluğu alkolle boğanların her şeyi ti’ye almaları…
Bir tarafta Dostoyevski-Musil-Walser-Büchner-Kafka-Benjamin-Canetti-Pavese-Svevo-Bernhard hattı; diğer tarafta “bu ağır abilere hürmetler”le birlikte beat kuşağı-Bukowski-Tarantino hattında, popart, kitsch ve bir “köpük sanatı” olarak sinema."
mesela sibel kekilli anlatmıştı, seks işçisi olduğu dönemde alman erkeklerin hiç konuşmazken, türk erkeklerin şeceresini bile sorduğunu neden bu işi yaptığını merak ettiklerini. onu bu duruma düşüren koşuları öğrenip, durumundan faydalandığı kadına acıyarak vicdan muhasebesini kapatır benim memleketimin erkeği. öyle duygusaldır yani!
neyse biz kadınlarınkinden bahsediyorduk. ancak geldiğimiz nokta itibariyle sorunun kadınlara özgü olmadığını fark etmişsinizdir.
yakın zamanda muhattap kaldığım sorulardan biri de "hiç tanımadığın biriyle yatmak nasıl bir duygu?" oldu. ablam sevgilisiyle kavga edip, kafasını dağıtmak ve avunmak için kendini benim kollarıma atınca tek seferliğine aklını kurcalamış olsa gerek bu soru.
suçlanacak, kötü niyetle sorulmuş değil ama özensiz bir soru. şöyle ki "hiç tanımadığın biri" burda aslında duygusal bir bağ kurmadığın kişi anlamına geliyor kolayca anlayabildiğiniz gibi. ve bu durumu açıklayabilmek için, daha önce "tanıdığım" yani duygusal bağ kurduğum birileriyle deneyimim olması gerekiyor ki makus talihim buna izin vermedi henüz.neyse alışılmış olan tarif edilemez. gecenin bir yarısı tüm libidomu kaybedip, efkar buhranlarına salan o soru ve bunun gibi bir yığın tuhaflıklar beni sevk etti bu siteme. evet yatak mahremdir, insanın bastırmışlıklarını dışavurup kendi olabildiği yegane yerdir. fakat orda özensizliğe absürdlüğe yer yoktur. zira en yetkin üreme organımız beyindir.
15 Mayıs 2011 Pazar
Kimisi özgüvenlidir; bilir annesinin kendisini terk etmeyeceğini... Uyar ortama...
İlişkilerine yansır bu fark:
Güvensiz büyümüş çocuk, habire terk edilme korkusu yaşayan âşığa dönüşür zamanla... Mutluluk uğruna risk almaz, sarıldığı boyundan ayrılmaz.
Özgüvenlilerse ayrılıkta bile sevdiğinin döneceğini bilir; dönmese de bununla baş edebilir."
7 Mayıs 2011 Cumartesi
Ben her bahar aşık olmam ama her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç.
Ama olsun... İstemek de güzel.
Can YÜCEL
Bahar geldi ya. uzaklaşalım biraz demeye başladım. kesinlikle evrimsel bir şey bu. doğadaki belirli bir üreme dönemi olmayan tek canlıdır, insan. bir dönemler bahar aylarıymış bu dönem ve zamanla tüm seneye yayılmış ama bizim bahar gelince hormonların coşması durumu miras kalmış. kiraz mevsimi, insanın masumiyetinin, çıplaklığının mevsimidir. doğaya gitmek lazım şimdi. kiraz bahçelerinde, denizin rüzgarla sevişmesinin sesini dinlemenin vaktidir. bu mevsim para kazanmanın, ders çalışmanın, kariyer yapmanın, bir şeyler için kavga etmenin, devrim yapmanın zamanı değildir. nihilizmin zamanıdır. kiraz bahçelerinde sakız kokan beyaz çarşafların üzerinde şarap kokan ağızlarla sevişmenin vaktidir.
gitmek lazım, bir süre şehirden uzaklaşmak lazım...