Durum şöyle, bir bebek sahibi olana kadar insan için 1. planda kendisi vardır biliyorsunuz, bebek sahibi olunca herkes yeni gelenin sahneyi aldığını ve anne-baba ikilisinin onun makyözü, ışıkçısı olarak,çocuğun sağlam bir performans göstermesi için, kendilerini kulise çektiği söylenir. İnsanlık tarihinin en büyük yalanlarından biri olduğunu düşünüyorum bunun. Beni Rochefacault -artık böyle mi yazılıyor merhumun adı bilmiyorum hayattaki yakınları düzeltsin beni- gibi bir filozof da destekliyor üstelik. "Kimse senden senin için bir şey istemez" demiş bu adam. Yani, partnerleriyle istekle ya da zoraki bir şekilde sevişen ebeveynler; bu ilişkinin meyvesini kucaklarına aldıkları andan itibaren, hayatlarında o ana kadar ne halt etmek istedilerse ya da ne hata yapıp pişman oldularsa tüm bu deneyimleri, o kucaklarındaki masumiyete aktarmak; o deneyimler sonucu oluşan duygu, düşünce ve davranışlarını o yavrucağa empoze etmek isterler. İnsanlık tarihinin yazdığı en acımasız işkencedir bu ve en kanlı savaşların, en yaralayıcı çatışmaların da sebebi. Avucunun içine sığarken gözlerinin önünde serpilip seni geçen bu insanı, kendine ait görmek, onun birey olduğunu kabul etmemek ve bunu savunurken onu düşündüğünü söylemek mide bulandırıcı bir tutum. Kendi yarım kalmışlıklarını, savunmasız, senin rehberliğine muhtaç olan bir bireyin bu durumundan yararlanarak, onun enerjisiyle tamamlamaya çalışmak insanlık suçu olmalı.
Bu düşüncelerle kendi çocuğuma nasıl bir mektup yazacağım ben de merak ediyorum.
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
YanıtlaSil