öpüşürken gözlerimi kapatmaktan korkuyorum artık. Göz perdemin karanlığında belirecek siluetten korkuyorum. Kollarımdaki kızı ve kendimi, bir hayaletle aldatmaktan ürküyorum. Samimi bulmayabilirler bu kızlar beni ama çok sevdim hepsini, son 2 aydır tenimi paylaştığım tüm kadınları sevdim, sadece bir hayalet bırakmadı peşimi, kaybolmasına izin vermedim izimin, takip etti beni her yerde. Yaz güneşinden yanmış kızların ve erkeklerin latin ezgileri ve tekilayla kendilerinden geçtiği gecede ben barda yanımdaki boş iskemleye oturttuğum hayaletin suçlayıcı bakışlarıyla esir oldum alkole. Fransızların devrimden sonra dünya medeniyetine yaptıkları en büyük katkı olan djarumun dumanına gizledim acıdan kıvranan yüzümü, fark etmesin diye onu şehvetle okşayan kızlar.
terminale giden şehirler arası otobüs şirketlerinin servis araçlarını bekleyen yolcularla sohbet etmekten korkuyorum artık, yolculuk nereye diye sorduğumda gelebilecek o cevaptan korkuyorum. Her ne kadar ülkemin siyasi haritasının tam ortasına göre biraz sol üstte kalan o metropol dursa da durduğu yerde ve her gece ana haber bültenlerinde yüzlerce kez geçse de adı, benim sevgi susuzluğundan damar damar çatlamış kalbimin coğrafyasında yok artık. Son dönüşümde ana avrat küfrettiğim o kel tepeler duruyorlardır yerlerinde, benim gibi boyuna bakmadan akdenizden bozkıra dalıp vurgun yiyerek dönen aptallaşmış yolculara sırıtarak.
Yabancı iklimin yalnız gecesinde köksüzce dolaştıktan sonra o düzenliliği kafayı yediren şehirde, ertesi gece vurunca suratıma, yüzünü egenin dalgalarıyla yıkayan dağlardan gelen, kekik kokusuna dolanmış imbat, anladım ne olacaksa ne bitecekse burada olması gerektiğini, ruhsuz hayaletlerin peşinden maceraperest çocuklar gibi koşturmanın anlamsızlığını. Krallar tahtlarını terk etmezlerdi ama ben bir an için bu kuralı unutup sefere çıkmıştım ve şimdi protokolde değil vezirime, tulumbacıma denk düşemeyecek kelblerin etrafı sardığını görüp gülümsüyorum sadece. Anladım ki güneyden kuzeye; sisama, sakıza, midilliye kucak açmış bu şehirde olduğum sürece her zaman bir umut vardır benim için. Annemin rahmine tohumumun serpildiği, hayata dair ne kadar ilk varsa denizinin dalgalarına gizlenerek keşfettiğim bu şehir kapılarını asla kapatmaz bana. Şimdi anlayabiliyorum onun neden bu kadar umutsuz olduğunu, yollarda büyüyenler kendilerini ait hissedemezler bir yere, ve hiç bir mekan, handa konaklayan bu yolcuların içine işlemek istemez.
günün birinde, yamuk şekilli taşlarla döşenmiş 1. kordondan karşıyaka'da ki okaliptüsle, güzelyalı'da ki palmiyeyi (ya da tam tersi de olabilir hatırlamıyorum şiiri) ayıran körfezin ağzına bakarken, cumartesi şehvetinin sahte bedenleriyle, ruhsuz hayaletlerin samimiyetsizliğinden nasibini almamış bir el çıkacak ve okşamaya devam edecek yüzümü, pazar sabahı güneş ortalığı aydınlattıktan sonra da ve ben iklim akdenizse korkma oğlum diyeceğim kendime.
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
YanıtlaSil